Climbing in France May

waiting for the translate...

 

Fransa günlüğü Mayıs

Tırmanış için başka bir ülkeye giderek yoğun olarak tırmanmak ve uzun bir seyahat planı yaparak burada yaşamın tadına bakmak…

Yıllardır benim için büyük bir hayal olan planı gerçekleştirmek için heyecanla yola düştüm… Acaba vize alabilecek miydim? Stresli bekleyişten sonra haber geldi ve bir yıl daha kapılar açıldı… Şimdi hareket zamanı… Atak…

Şu anda Fransa’dayım ve günlük olarak her şeyi buraya aktarmaya çalışacağım.

 

 

15 Mayıs 2012

Fransa’da yol yordam bulmayı geçmişteki yolculuğumdan aldığım derslerle iyice ilerlettiğimden gitmek istediğim salona zorlanmadan ulaşmayı planlıyorum. Annecy’e on dakika araba mesafesindeki yol otobüsle biraz daha uzun sürüyor ama otobüs şoförünün yardımlarıyla salona ulaşmak çok zor olmuyor…

Bloctrotters…

Daha detaylı bilgi için; www.bloctrotters.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

İki katlı bouldering duvarı olan güzel ve hoş bir atmosfere sahip tırmanış duvarında ilk karşılaştığım insan, dükkânın daimi çalışanıydı. Nicolas Pyanet giriş ücretinin 8€ olduğunu söyleyince tepkim; ben sporcuyum, indirim mümkün mü acaba?

 7€…

Ne yazık ki tanıdık olmayınca indirim ya da pazarlık yapma şansı Avrupa’da pek mümkün değil… Tırmanış duvarını gezindikten sonra, geriye sadece tırmanış mağazası kalmıştı. Mağazaya bakmak için içeri girince kimle karşılaştım tahmin edemezsin;

Loic Gaidioz… Kendisi iyi bir bouldering tırmanıcısı ve Fransa bouldering milli takımı sporcusu.

www.loicgaidioz.blogspot.com

-Mümin ne yapıyorsun burada?

-Tırmanmaya geldim, asıl sen ne yapıyorsun burada?

-Tırmanmaya geldim…

-Eee tırmanalım o zaman…

Büyük tesadüf ama ben her zaman bu konularda çok şanslıyım…

Loic sayesinde ilk gün herkesle tanıştım…

Bakın kim var burada; Fransa takımı milli sporcusu;

Anne-Laure Chevrier o da gelmiş tırmanışa…

İnşallah şu şoku atarsak tırmanışa başlayacağız… Daha sonrasında bir sürü insanla tanışma faslı sürüp durdu… Ben ya yeter artık tırmanışa başlayım diyerek söylenince, Türk acele etme önce bir şeyler içelim sonra tırmanırız… Allah’ım sen soktun sen çıkar, alkolik olacağım yakında…

Sonunda susup, önkolları konuşturmaya başladık… Isınmadan sonra anlaşıldı ki, bende yol yorgunluğu belirtileri çıktı… Bunu gören ne kadar tırmanıcı varsa hepsi üzerime çullandı… Allah’ım arada kaldım yine, başladılar benle top gibi oynamaya. Gel ya şu rotayı dene, bak bu çok güzel, a bak bu rota klasik, bu çok klâs bir rota… Ulan yeter ya dağıldım ben arkadaş… Parçalarımı birisi arkamdan toplayıp gelsin… İlk gün için bu kadar yeter ya… Güzel bir tırmanış günü sonrasında dostlarla sohbet ve biranın eşliğinde Annecy’e geri dönüp günü sonlandırdım.

 

16 Mayıs 2012

Rövanş maçı için yeniden salona gittim ama tırmanış kaldığı yerden devam ediyor, değişen pek bir şey yok… Durum vaziyet bu halde olunca herkes tırmanışı bırakıp, partiye başlıyor… Yine alkol ensemde…

Gece geç saatlere doğru artık kaçarak kurtuluyorum ama perişan oldum…

17 Mayıs 2012

Bugün Fransa’da tatil. O zaman tırmanışa gidelim.

Güzel fikir, hemen kurt gibi atılıyorum, dışarıya gidelim olur mu?

Balme de sillingy.

Daha detaylı bilgi için;

http://www.escalade-74.com/falaises/escalade_balme_sillingy.htm

Arabayla kısa bir yolculuk sonrası üç dakika yürüyerek sektöre ulaşıyoruz. Kireçtaşı kaya yapısına sahip, küçük ama güzel bir sektör. Rotalar eski usul kısa ve sert problemlerden oluşan aslında güçten çok tekniğin ve vücut koordinasyonun konuştuğu tarzda rotalar…

Isınmak için 6c rotasını on-sight tırmandım.

6b rotasını flash tırmandım.

 6c+ ve uzatması 6c rotasını flash tırmandım. Hayatımın en zor 6c+ rotası diyebilirim.

7c+ rotasını denedim ama bir tutamağı göremeyince sarhoş emniyetçiyle birlikte güzel bir düşüş yapıp rotayı törpülenmiş deriyle terk ettim.

7b rotasını flash tırmandım.

7c rotasını denedim ama tek hamleden oluşan rotada sanırım biraz kısa kaldım… Neremin kısa olduğunu sorarsanız sanırım bende anlamadım…

Tırmanışı bitirip Fransa’da Efes birası içmek için Türk’e ait olan bir kebap dükkânına gittik. Ben vejetaryenim numarası tutmayınca hayatımın en kötü dönerini yiyerek günü sonlandırdık…

18 Mayıs 2012

Tırmanış duvarının daimi çalışanı gibi sürekli olarak buraya kart basmaya geliyorum. Neyse ki artık girişler ücretsiz olamaya başladı. Bende o parayla bira içmek istiyorum ama sürekli birileri bir şeyler ısmarlayınca parayı kumara yatırmayı tercih ediyorum. Var mısın iddiaya?

Bugün iddia yok, parti var. Ne partisi ya?

Duvarın sahibi olan Fabien Coisne’nin doğum günü kutlaması var… Allah’ım ben bittim… Neden mi?

-Bugün önemli bir görevin var Mümin, salona tırmanışa gelenlerle mangal partisi yapacağız. Ocakta ustabaşı sensin ve menüde kebap var. Çakma değil, orijinal Adana usulü…

Devasa bir ateş yakıp mangalı tüttürüyoruz. Alev kabarmaya başlayınca eğlence de başlıyor. Sipariş listesi ve aç insan sayısı kabarık olunca yaratıcı Türk çözümleri ile mangalı şenlendiriyoruz. Tavuk, pirzola, köfte derken tonlarca et mangalda çıtır çıtır pişerken alkol su gibi tüketiliyor… Alın size Adana usulü mangal, Fransa’nın göbeğinde açık havada, tırmanış duvarının önünde unutulmaz bir ziyafet yaşıyoruz. Elime sağlık…

Burası Fransa olunca (özellikle de benim için) çevrenizde sanat ve dansla uğraşan insan bulmak çok kolay. Dostlardan rica ederek küçük bir dans şovu istiyoruz ama gecenin etkisiyle unutulmaz bir şölen hafızalarımıza kazınıyor… Gece geç saatlere kadar güzel vakit geçirip dansçı arkadaşlarımı toplayarak eve dönüyoruz ama nerdeyse sabah oldu…

19 Mayıs 2012

Bugünde benim için tatil ama ben salona tırmanışa gidiyorum. O kadar eti yedim, enerji içimde patladı, harcamam gerekli… Salonda mangaldan aldığım kudretle bitiremediğim bütün projelerimi tespih misali sıraya dizerek ardı ardına bitiriyorum. Ne oldu kebabın gücünü görünce kuruyup kaldınız edasıyla salonda dolaşırken bankadan gelen telefon görüşmesi moralimi sıfıra düşürüyor. İcralık olmuşum, haberim yok… Bu borçları nasıl ödeyeceğim ya…

20 Mayıs 2012

Sabah namazıyla erkenden yola düşüyoruz. Ne demişler erken kalkan kuş çok yemek toplar… Hedefimiz on yılın büyük rüyası Chamonix!!!

Annecy Chamonix’den 100 kilometre uzakta olmasına rağmen araba ile oto yola 8€ ödeyerek bir saatte ulaşılıyor. Hedefimiz Aiguille du Midi’ye teleferikle çıkarak Helbronner teleferiğine aktarma yaparak Courmayeur kasabasına geçmek…

Yıllardır Fransa Alpleri’ni görmek için dua ettim ama köyün suyunu içip geri döndük…

Gerçekten bazı şeylerin çok fazla hayalini kurmamak gerekiyor, sonrasında büyük hayal kırıklığı olabiliyor… Akşamdan hava durumu raporu alarak plan yapmamıza rağmen sabah ki rüzgâr ve bulutlanma teleferiğin çalışmasını durdurdu… Bizde Aiguille du Midi havası yerine köyün havasını alıp çeşmeden su içmekle yetinmek zorunda kaldık… Ne yapalım, kısmet değilmiş…

 

İkinci planımız Montenvers tramvayıyla son durağa kadar gidip manzaranın tadını çıkartarak dağın bir kısmını da olsa görerek eve geri dönmekti ama evdeki hesap Chamonix’e uymadı… Her şey kapalı…

Yaza tekrar gelir, tırmanış yaparız diyerek beni avuttular… Yaza kim öle kim kala, hayırlısı…

21 Mayıs 2012

Bu gün büyük gün Anouk Piola ile buluşup La balme’ye tırmanışa gideceğiz. Sabah Anouk Cenevre’den gelerek benimle Annecy’de buluştu ve yola düştük… Her yer otoyol olduğu için bir yerlere gitmek o kadar kolay ki, yalnız sıkıntı olan tek şey; otoyol gerçekten pahalı… Uzun zamandır görüşmediğimiz için yolda uzun sohbetler arasında bazen yanlış yollara girdik ama sonunda tırmanış bölgesine ulaştık. Arabadan iki dakika yürüdükten sonra bismillah, bu ne ya…

-Anouk nereye geldik biz ya? Oha mağaraya bak ya…

  

Anouk projesi ıslak olduğu için biraz üzgün ama ben mutluluktan hayvana döndüm…  Gerçekten çok sağlam bir tırmanış bölgesine geldiğimizden kendimi tutamadım ve sağa sola deli dana gibi koşuşturmaya başlayınca sektörde tırmanan amcaları biraz serseme çevirdim… Neden bu kadar fazla tepki gösterdiğimi anlayamadılar… Nasıl anlasınlar ki… Biz buna benzer bir kaya bloğuna gelince, acaba nereden rota açmaya başlasak diye düşünürken burada bütün rotalar açılmış, tırmanılmış… Bana düşen tek şey tırmanmak…

-Anouk nerdesin, gel ya hadi tırmanalım…

-Her yer ıslak, nerede tırmanacağız?

-Sıkı al!

Allah’ım kaya yapısı o kadar güzel kireçtaşı ki kötü rota bulmak neredeyse imkânsız… 20 metre ile 80 metre arasında değişen efsane tırmanış hatları arasında çatlayana kadar tırmandım… Fransa’da bu kadar güzel kaya yapısına ve yeni nesil tırmanış stiline sahip bir tırmanış bölgesinde olabilmek beni çok mutlu etmişti. Anouk beni iyi tanıdığından nerede tırmanmamız konusunda çok iyi bir tercih yapmıştı…

22 Mayıs 2012

Dün ki motivasyonla gazı hiç kesmeden soluğu Bloc trotters’da aldım. Loic ile buluşarak salonda bouldering rotalarında biseps şov yaptık ama yine iddiaları kaybetmeye başladım. Bir türlü akıllanamadım, bu adamlarla yarışılmaz… Ama şeytan dürtüyor işte, duramıyorum… Baktım olacak gibi değil bende taktiği değiştirerek yeni rotalar yapmaya başladım. Tarzım çok farklı olduğundan herkesi maymuna çevirdim… Sonuç olarak, kaybettiğim biraları şampiyondan tekrar aldım… Benim kaslarımdan gelen yanık kokusunun etkisiyle Loic yeter artık duralım yoksa mahvolacağız diyerek bana güzel bir jest yapınca ortadan ikiye ayrılmadan tırmanışı sonlandırdık… Gün batımı, dostlar, sohbet ve burada olmanın güzelliği ile günü bugünlük sonlandırdık…

23 Mayıs 2012

Bugün bütün gün dinlenip, Annecy’de görmediğim ne kadar ara sokak ve tarihi yer varsa hepsini gezdim… Gölde suyun soğukluğu yüzünden pek yüzdüm diyemeyeceğim ama sahilde güneşin tadını çıkararak bol bol dinlendim…

Akşam yemeğini güzel bir restoranda iyi bir şarapla da taçlandırınca gerçekten güzel bir dinlenme günü yaşadım ama gün hala bitmemişti… Büyük efsane Daniel Du Lac ile buluşmam gerekiyordu. Millet tırmanış markasının tanıtım toplantısına beraber gidip takım sporcuları, ülkelerin distribütörleri ve Millet şirketinin sahibi, müdürü, çalışanı kim varsa herkesin olduğu bir kokteyle katılacaktık... Allah’ım iyi ki tıraş olup, gömlek giyinmişim… Başlarda ortam biraz ağır geldi ama alkolün ve zamanın etkisiyle insanlarla tanışınca gece her şey biraz daha rahatlamıştı… Efsaneyi de yanıma alarak eve döndük.

-Burası Fransa ama benim senin evinde kalıyor olmam gerekmiyor mu? Sen burada benim de misafir olduğum yerde kalmak için ban yatacak yer soruyorsun… Bir de arabanın park parasını benden borç alarak ödüyorsun… Bana cüzdanımı evde unutmuşum numarası yapma ya…

Bu benim hayat tarzım, sana hiç yakışıyor mu?

-Mümin nerde yatacağım ben?

-İyi tamam işte çekyatta yatarsın, napalım…

 

 

24 Mayıs 2012

Bütün gün efsane ile vakit geçirerek randevudan, toplantıya, buluşmalara koşuşturup durduk. Profesyonel tırmanıcı olmak ne kadar zormuş ya…

Ülkede sporcuya destek gerçekten çok önemli ve insanlar bu şekilde hayatlarını kazanabilme şanslarına sahipler. Şirketle sporcu arasında çok güzel bir ilişki var. Bizdekinin tersine her şey açık ve net olarak sözleşmede öncesinden belirtilmiş. Yıllık ne kadar maddi bütçen olduğu, alabileceğin malzemeler ( Malzeme konusunda sıkıntı yok, istediğin her şeyi ne zaman istersen gönderiyorlar… ) ve sponsorluk karşılığında yapman gerekenler iki taraf içinde çok net bir şekilde belirlenmiş. Bizim ülkemizde sporcuya verilen en ufak destek farklı şekilde algılandığı için sanırım bizim sponsorluk ilişkilerimizin bu hale gelebilmesi için önümüzde çok uzun yol var.

-Sana bedavaya malzeme veriyoruz, daha ne istiyorsun? Şansını çok zorlama, senin yerinde olmak isteyen bir sürü insan var… Biz bu işten para kazanmıyoruz…

Allah’ım sana çok şükür mü demek gerekli yoksa hayatta bazı şeyleri daha mı ciddiye almak gerekli?

Bütün gün Millet fabrikasını gezerken aklımdan bu düşünceler geçip duruyordu… Acaba bizde de tırmanış bu kadar ilerleyebilecek miydi ve ben bunu görebilme şansına sahip olabilecek miydim?

Fabrikada; çalışanların ofisleri, toplantı odaları, sponsorluk birimi, tasarım atölyeleri, müşterinin memnun kalmadığı ya da kullanıcı hatası olarak değişime gelen malzemelerin toplandığı incelendiği laboratuar tarzında depo, her ürünün en az bir örneğinin olduğu devasa bir tanıtım odası ve daha buraya yazamayacağım kadar uzun metrelerce kare büyüklüğünde ki binanın diğer kısımları gezip durduk…

Daniel anlatıyordu ama benim hard diskim bunu kaldıramıyordu… Ctrl,Alt,Delete yaparak bana reset atmak gerekiyordu…

 

25 Mayıs 2012

Bugün büyük gün, Nico ile günübirlik İsviçre’ye bouldering yapmaya gidiyoruz…

Otoyoldan Chamonix’e, ardından dağ yolunu takip ederek geçidi aşıp İsviçre’ye geliyoruz. Haklı olarak ben inanamıyorum tabi ki…

Nico tepeyi aşınca başka bir ülkeye geldiğimizden emin misin? Burası rüyalar ülkesi İşviçre mi?

-Adamım etrafına baksana…

Her yer kartpostallardaki gibi, inanması çok zor ama gerçek… Bir ülkeden diğerine geçmek çok kolay… Yıllarca beklediğim hayal, bu kadar kolay gerçekleşebilir miydi? Nico ile düşüncelerimi paylaşıyorum ama beni anlaması çok zor… Onun için o kadar kolay ki anlatmak istediğim duyguları anlayamıyor… Dağın öteki tarafı başka bir ülke birkaç kilometre araba ile seyahatten sonra üç farklı ülkede olabilmek mümkün, hem de bizim için gerekli olan hiçbir prosedüre gerek kalmadan… Hayat ne kadar adil? Herkes bizim ülkemize sorunsuzca gelebilirken, biz neden bu kadar zor ve gereksiz prosedürle uğraşıyoruz? Aptal aptal etrafıma bakınıyorum…

Milka ineklerinin otladığı yemyeşil çayırlar, her yerin dağ ve tepelerle çevrili olduğu tipik İsviçre köyleri, yılların çürütemediği ağaçtan evler, vadilerin arasındaki dünyanın en güzel manzarasına sahip virajlı yolları, masif duvarlar, havasının bile değişik enerjiye sahip olduğu benim yıllarca görmeyi dilediğim ülke İsviçre… Burada olduğuma hala inanamıyorum…

Tek kelime ile egzotik…

Meşhur fotoğrafçı Fred Moix ile buluşup ülkenin enfes manzaralı vadilerinin arasında kimsenin bilmediği bouldering bölgelerinde tırmanışa gidiyoruz… İlerledikçe gerçekten İsviçre’de olduğuma inanmaya başlıyorum… Fred’in rehberliğinde ülkenin fantastik kısımlarına doğru alıyoruz. Sonunda tırmanış bölgesine varıyoruz ama yolda geçerken gördüğümüz o kadar güzel yerden sonra burası bende film sahnesi şoku yaratıyor… Manzaranın güzelliği ile kendimi kaybediyorum… Yemyeşil çayırlardan yükselen karlı dağlarla çevrili ormanın içindeki granit blokların arasından inanılmaz bir görüntü hafızama kazınıyor…

Tırmanışa başlıyoruz ama her şey videolardaki gibi, insanın burada olduğuna inanması çok zor… Ormanın içinde oradan oraya koşuşturup duruyorum… Manzara, tırmanış, atmosfer…  Aslında gözümün gördüğü her şey çok güzel… 

Gizli bir tırmanış bahçesi olduğundan tırmanışla ilgili bir şeyler yazamayacağım… Sanırım hayatımın ender tırmanış günlerinden biriydi diye özetleyebilirim…

 

26 Mayıs 2012

Annecy’de yaşadığım stüdyo tipi evden ayrılma vakti geldiği için biraz hüzünlüyüm… Ev o kadar küçük ve güzel ki; yatak odası, mutfak ve banyo… Her şey akılca tasarlanmış ve dekore edilmiş… Hayatta maddi şeylere karşı pek zaafım yoktur ama bu ev bende enteresan bir iz bıraktı, burada olmak memnundum… Eşyaları toplayıp benimle yıllardır seyahat eden emektar çantamla tırmanış salonunun yolunu tuttum…

Kalacak yer var mı?

Şurada kıvranıp yatarım, sorun olmaz…

 

27 Mayıs 2012

Fransa’da özellikle seyahat ve konaklama imkanı benim için çok pahalı olduğundan, bütçemi en çok zorlayan bu küçük detay için çok iyi planlama yapmak zorundayım. Bugün ki hedefim Cenevre’ye tırmanışa gitmek ama tren bileti tek yön için 22€… Oto stop servisi için uygun araba da yok… Ne yapalım o zaman parmağa kuvvet… Büyük bir kâğıda Fransızca ‘tırmanıcı – Cenevre’ yazıp yola koyuldum… Şanstan mı yoksa neredeyse bütün Fransızlar hayatının bir kısmında bir şekilde tırmandığı için mi ikinci araba durdu, bekleme süresi 10 saniye…

Güzel. Beni alan amcanın İngilizcesi sıfır olunca Fransızca yola devam ediyoruz ama bendeki Fransızca ile sağda insem daha iyi olacak… Akşam daha çok şarap içseydim sanırım daha iyi anlaşacaktık. Anladığım kadarı ile amca Mont Blanc’a tırmanmış ve hala yürüyüşler yaparak dağa tırmanışlarına gidiyormuş… Eski toprak…

Kısa bir yolculuk ile İsviçre sınırına geliyorum ve sorunsuzca geçiyoruz… Kontrol yok mu ya? Pasaport? Polis?

Amca beni kontrolden hemen sonra beni sağda indiriyor ve ben burada Anouk Piola ile buluşmak için bekliyorum.

Anouk çabuk gel lütfen tam sınırdayım, burada bir sürü polis var…

-Mümin bekle yarım saat sonra oradayım.

-Neyyy??? Ya her yer polis kaynıyor, ne yarım saati?

-Ya bir şey olmaz, burası Türkiye değil, İsviçre’desin…

Kırk beş dakika polisin burnunun dibinde oturdum ama dönüp bana bakmaya tenezzül bile etmedi… Bütün belgelerim tamam ama yine de tedirginim, nede olsa en nihayetinde Türküm, korkularım var…

Sonunda Anouk ve Arthur Veenhuys gelip beni aldılar ama tırmanış planımız hava raporu yüzünden değişti. Tırmanışa Fransa’ya Le Maki adlı tırmanış bölgesine gidiyoruz. Sınırdan tekrar geçiyorum…

Arthur daha önce Türkiye’den tanıştığım Salewe ve Five Ten takımı sporcusu. Genelde bouldering yapıyor ama bizimle vakit geçirebilmek adına tırmanışa geliyor… Takım hazır ama bakalım ben hazır mıyım?

Anouk beni yine çok güzel bir tercih yaparak dağın eteğinde kireçtaşı yapıya sahip harika rotaların olduğu çok güzel bir tırmanış bölgesine getiriyor. İnsanın rehberi iyi olunca hayat ne kadar kolay…

Bölgede İsviçreli eski dünya tırmanış şampiyonu ????? ile karşılaşıp sohbete başlıyorum… Türkiye’yi baştan aşağı gezmiş ve üç kez gelmiş… Bir ara tırmanışa ara verip sadece seyahat etmiş, bir ara dediği süre yaklaşık on yıl… Isınmayı sohbetle tamamlayıp hemen Anouk önerisi ile X- rotaya flash giriyorum ama iyi bir deneme yapmama rağmen güzel bir uçuşla yakıyorum rotayı… Sanırım dünkü puro ve iyi kaliteyi viskiyi fazla kaçırınca rotada kibritin ucunda tutuşan sigaraya döndüm… Yandım, kül oldum… Ah be iyi denemeydi ama şu ilk kez burada olma şoku ve tırmanış için içimdeki heyecanı biraz daha bastırabilsem daha farklı olacak her şey… Sanırım bu heyecanı içimde taşımasam buralarda olmazdım… O yüzden daha iyi tırmanmaktansa içimde ki bu heyecanı kaybetmemeyi tercih ederim… Yine de insan söylüyor; ah be yandı flash ya…

Dinlenip ikinci denemeyi yapıyorum ama aradaki tutamağı bulamayınca yalan olup, yeni bir uçuş için bilet alıyorum. Kısa bir süre dinlenip hemen tekrar deniyorum ama batarya çabuk bitmiş, haberim yok…

Hava kararmadan yola çıkmam gerek yoksa oto stop şansı sıfıra inecek…  Hızlıca toparlanıp beklemeye başlıyorum ama bu kez zaman ağırdan işliyor… Hadi ama… Üstü açık araba süren güzel kızlar geçiyor, şeytan dürtmüyor değil, hepsi gülümsüyor ama sadece ben heyecanlanıyorum… Sonunda üstü açık arabada güzel bir kız olmasa da bir araba duruyor ve hemen atlıyorum…

Baba nereye Annecy mi?

Bonjorno!!!

İtalyano!

Si!

Ardından İtalyanca bildiğim bütün küfürleri söyleyip yola devam ediyoruz.

Dili İngilizceye çevirince hikayeyi anlıyorum ki, adam pizzacıymış ama Cenevre’de çalışan bir Fransız… İtalyan değil de Türk olduğumu anlayınca bana bu restoran işinde çok para olduğundan bahsedip, kebap dükkânı açmam için iş teklif ediyor… Ne dersin ortak mangal işine mi girsek?

 

28 Mayıs 2012

Nico bugün Fransa’da tatil tırmanışa gitsek ya güzel olmaz mı?

Mont Blanc manzaralı Medones adlı bouldering bölgesine gidiyoruz. Arabayla kısa sürede rahatlıkla ulaşarak ormanın içinde bazalttan oluşan harika bir tırmanış alanına varıyoruz ama hala gülmekten kırılıyoruz... Yol boyunca araba ne kadar adam varsa hepsi benim Fransızcamla alay ediyorlar…

Hikâye şu şekilde başladı;

Sandviç ve ekmek almak için mini bir fırında durduk.

Kasada çalışan kıza tavuklu sandviç sipariş ettim ama tavuk yerine bir harfi değiştirip telaffuz hatası yaparak soyun demişim, farkında değilim. Bütün market buz kesip, ardından gülmeye başlayınca bir şeylerin yanlış gittiğini anladım. Rezil oldum ya… Bu kadar olayın üzerine kızda sağ olsun beni kırmayarak mini bir şov yaptı…    

Durum böyle olunca da bebeler bütün yol boyunca gülmekten kırıldılar…

Sandviç bitene kadar tırmanışa başlamak pek mümkün olmadığından, hızlıca atıştırıp hemen tırmanışa başladım. Bölge o kadar güzel ki ne kadar problem varsa hepsini denedik, tırmandık, parmaklardaki deriyi son safhasına kadar kullanıp deliler gibi tırmanarak alelacele tren istasyona geldik.  Trene binip hızlı bir yolculukla Anncey tren istasyonunda Daniel Du Lac ile buluşup araba ile Montpellier’e doğru yol aldık. Eve vardığımızda her şey mart ayında bıraktığım gibiydi… Eve geri dönmüş gibi hissetmek gibisi yok…

 

29 Mayıs 2012

Bütün gün Montpellier’de vakit geçirerek güzel bir aktif dinlenme günü yaptık… Yazı yazmak için güzel bir şans yakaladığım için dinlenmekten hiç şikâyetçi değilim…

 

30 Mayıs 2012

Daniel’in doğup büyüdüğü toprakları ziyaret etmek için Fugeres’e doğru yol aldık.

Yol üstün de şarap almak için fabrikada durunca şoka girdim… Fabrikanın sahibi oradaki kayalıklarda ilk tırmanışı yapan aileymiş… Burası aynı zamanda Daniel’in gençken tırmanış yaptığı kayalıklar… Fabrika, kayalar, imalathane… Allah’ım nereye geldim ben… Şarap alacağımızı biliyordum ama ben basit yollardan ulaşırız diye düşünmüştüm… Ama unuttuğum şey burası Fransa… Şarabı kaynağından almak gayet normal, marketten almak ise anormal… Hazır fabrikasını bulmuşken şarap hakkında her şeyi soruyorum… Bilgi dolu yüklenmiş olarak yola devam ediyoruz…

Yol üstünde tarihi yerlerde durarak yolculuğu taçlandırıyoruz ve sonunda şampiyonun doğduğu topraklara varıyoruz. Fugures… Tipik bir Fransız çiftliği diye açıklama getiriyor ama ben hayatım boyunca tipik bir Fransız çiftliği ilk kez gördüğüm için şoktayım… Tepelerin arasında yemyeşil tarlalarla çevrili köyde her bina eski tarz ve tamamen taşla yapılmış. Evler eski tarz olduğu için şato gibi, mahzen, misafir odaları, kiler, kocaman bahçeye sahip olağanüstü bir manzarası olan romanlardaki tipik Fransız çiftlik evleri gibi… Şatodaki turu tamamlayıp devasa bir hangara geçiyoruz… Gökyüzüne kadar yükselen taş duvarlar ve nasıl inşa edildiğini anlayamadığım devasa tavan yaklaşık birkaç yüz metre uzunluğa sahip dev bir ahır diyeceğim ama bu şekilde açıklamaya dilim varmıyor. Bir ahır için fazlasıyla güzel… Gözlerim biraz aşağılara doğru bakabilmeye başlayınca altmış üç yaşında süper nostaljik bir araba, ondan daha yaşlı traktör ve bunlardan çok daha yaşlı tarım ve hayvancılık için kullanılan akılınıza gelebilen her türlü alet edevat ve tarihin bir parçası karşılaşıyor… Burası müze gibi, ne ahırı ya?

Hedefimiz ahırı baştan aşağıya toparlayıp Daniel’in düğün için hazır hale getirebilmek… Ahırdan düğün salonu olur mu? Sen merak etme patron, ahır Fransa’daysa, Mümin’e tahta ve alet edevat verinsen burası çok güzel tırmanış duvarı bile olur…

-Tırmanış salonu değil, düğün salonu yapacağız…

Anladım ama bir şartım var, şu araba ve traktörü çalıştırmak istiyorum… Belki arabayı düğün arabası yaparız, olmaz mı?

-Gülüyor…

En son yirmi sene önce çalışmış ama ben motivasyonumu kaybetmiyorum… Eski toprak bu araba, biraz sevgi ve ilgi ile çalışır bu araba…

Daniel’in ailesi ile tanışıp akşam yemeği için şatoya geçiyoruz. Mahzenden çıkardığımız enfes bir şarapla burada oluşumu kutlayıp gecenin geç saatinde yatak odama geçiyorum ama yatmak mümkün değil ki… Ev 1200’lü yıllarda yapılmış, burada gece olunca bir anda her şey değişti… Lan bir şey mi geçti oradan ya, bu ev kaç kişiyi gömmüştür acaba? O ses nerden geldi ya? Yemin ediyorum çok rahat korku filmi çekersin… Hadi uyu Mümin uyu…

 

31 Mayıs 2012

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı yapıp hemen işe başlıyoruz. Yapılacak çok iş var… Önce plan yapıp neyi nasıl yapmamız gerektiğine karar veriyoruz. Sonrasında içerdeki bütün fazlalıkları ayırıp işe yarayabilecek ve dekor olarak kullanabileceğimiz her şeyi toparlamaya başlıyoruz. En büyük hedefimiz tabandaki tahta kaplamayı değiştirmek… Yapı eski olduğundan yerdeki taban kaplaması çok iyi durumda değil, yenilememiz gerekli… Bunu yapabilmek için bütün gün içeriyi temizlemeye ve toparlamaya ihtiyacımız var. Süpürge var mı?

Bütün gün indir, kaldır, taşı, toparla, süpür, süpür, süpür…

Akşam olunca ahırda her yer ışıl ışıl olmasa da ciddi bir değişiklik yaptığımız açıkça belli oluyor. Ben durmayıp arada arabaya da inceden bir el atıyorum… Tozunu alıp kısa bir inceleme sonrası anlıyorum ki araba gayet iyi durumda… Bu makine çalışır, güven bana adamım…

 

 

01 Haziran 2012

Dünkü çalışmaya kaldığımız yerden devam edip, yer kaplaması için tahtaları döşemeye başlıyoruz. Ağaç işlerinde hızlı ve iyi olduğumdan salonun üçte birini kabaca tamamlıyoruz. Çalışmaya ara verip hızlı bir öğle yemeği sonrası tren istasyonuna doğru yol alıyoruz. Hızlı öğle yemeği minimum bir buçuk saat olduğundan ve Daniel’in yol üstünde bulunan mağazalarda yapması gereken işler için bir kaç yerde durunca her zaman ki son dakikada bilet alıp, koşarak treni yakalıyorum… Nedense hayatım hep bir şeyleri yakalamakla geçiyor… Ucu ucuna…

Trenle Lyon’a ve aktarma yaparak diğer bir trenle dağların arasında güzel bir yolculuk yaparak Grenoble’a varıyorum. Dostlarla tren istasyonunda buluşup hemen şehir merkezine bir şeyler içmeye gidiyoruz. Nede olsa bugün Cuma akşamı ve ortam cıvıl cıvıl… Eve gidip ne yapacağız… Alle’z go…

07.45 Crolles’de bulunan Petzl köyünde ki buluşma noktasına nasıl geç kalmadan gidecektik? Tabi ki sabaha kadar güzel kadar vakit geçirip, kahve içip buluşma noktasına yarı ayık bir şekilde giderek…



Türkçe versiyon
Sponsors